Rica Ediyorum Dünyan Az Ötede Dönsün

Saçlarımı uzun zamandır boyamamıştım. Sanırım hep saçıyla çok oynayan kadınların mutsuz olduğu düşüncesine öyle odaklanmışım ki dışarıdan böyle düşünülmesini istememişim. Oysa sikerler demek istiyorum. Mutsuz olduğum için saçımla oynayabileceğim gibi sadece canım istediği için de saçımla oynayabilirim. Mutsuz bir kadın olduğum da düşünülebilir, saçımla çok oynadığım da. İnsanlar beni hiç düşünmeyedebilir. Sonuçta herkesin dünyası kendi etrafında dönüyor. Ben kendi iç dünyama ve kendi içimde diğer insanların beni nasıl gördüğüne odaklanarak yaşıyorum.

İşte bu farkındalıkla ve artık biraz da 40’a yaklaşmanın getirdiği “Ya bi siktirin gidin lan!” hissiyle kalktım saçımı turuncuya boyadım. Bence turuncu bana yakışıyor. Gingerlara bayılırım. -Ron Weasley severiz ama favorim Ginny’dir. En sevdiğim ginger ise Amy Pond’dur, bu böyle bilinsin.- 

10 yıldır da aynı yerde çalıştığım için saçımı sadece kendi renginde ve sarı röfleli gören insanlar doğal olarak şaşırdı. Tanıyamayan çok oldu. Normalde yorum yapmayacak insanlar iltifat ettiler. Hepsine teşekkür ettim, bazılarıyla eğlendim veya tepkileri görmezden geldim. Bunların hiçbiri aklımda yer etmedi.

Saçımı boyadıktan birkaç gün sonra, normalde hiç samimiyetim olmayan bir erkek bireyle aynı ortamda otururken saçımla ilgili yorum yapmaya başladı. Durup durduk yerde. Önce beni ilk gördüğünde tanıyamadığını söyledi, normal karşıladım hatta güldüm. Pek çok insan tanıyamadı çünkü. Sonra saçımı turuncuya boyamamı makul bulduğunu anlattı kendi kelimeleriyle. Çünkü ben beyaz tenliymişim turuncu olabilirmişim benim tenim kaldırırmış bla bla bla. Ters ters baktım ve sadece “ben saçımı beğendim başkasının ne düşündüğünün önemi olmadığı kanaatindeyim” dedim. Benim saçlarımın rengi sizin nezdinizde makul bir zemine oturmak zorunda değil. Sen seversin sevmezsin, ben turuncu saç kadınıyım diye Gibi’deki Yılmaz’dan Seda Sayan’a bağlamak istedim ancak daha fazla bir şey söylemedim. Bu erkek bireyin kendi saçlarını da simsiyah boyadığını ve muhtemelen yapışkanlı peruk taktığını belirtmek isterim. Ben onun saç seçimleriyle ilgili yorum yapmıyorum mesela. En azından yüzüne karşı…

Daha sonra bu hikayeyi aynı iş yerinden başka bir arkadaşıma anlattık, bu arkadaşıma bir isim verelim Selen diyelim. Tesadüfün böylesi, Selenle ertesi gün yemekhanede başka bir arkadaşın bulunduğu masaya oturduk. Arkadaş beni görür görmez “Vaay saçların çok güzel olmuş, beyaz tenli kadınlara turuncu saç çok iyi gidiyor!” dedi. Ben tam cevap verecekken aşırı eğlenen Selen “Hah” dedi “Hadi bakalım bu erkek bireye de öyle cevap ver.” Oysa bu sefer hiç rahatsız olmamıştım, sadece teşekkür edecektim. Neden? Çünkü ilk olarak bu arkadaş bana saçımı boyamama izin verdiğine dair bir konuşma yapmadı. İkincisi bir samimiyetimiz var. Birbirimizi sadece uzaktan tanımıyoruz. Yani onun dünyası kendi etrafında döndü, saçımı beğendiğini ve beyaz tenli kadınlara turuncu saçı yakıştırdığını söyledi. Benim dünyam da kendi etrafımda döndü arkadaşımın saçımı beğendiğini düşündüm ve iltifatı aldım kabul ettim.

Vurgu yapmak istediğim şey şu, insanlar neden haddini bilmiyor? Hani normalde bir arkadaşının hayatındaki değişimi fark etmekte ve iltifat etmekte tabii bir şey yok. Hatta bir samimiyetinin olmadığı birine ya da hiç tanımadığın bir yabancıya bir iltifatta bulunarak gününü güzelleştirmekte de bir sorun görmüyorum. Aksine oldukça nazik bir davranış, hele içten geldiyse. Ama birinin saçını boyadığı renge izin vermek nedir? Sen neden benim saçımla ilgili düşündün ve mesai harcadın? Hm? Sinapslarının başka işi yok mu? Tabii anlıyorum senin dünyan da kendi etrafında dönüyor ve senin onayının benim nezdimde çok önemli olduğunu düşünüyorsun ama balım, rica ediyorum dünyan az ötede dönsün.

Yorum bırakın